Çok Yadırgama Bu Gençliği

22 Ağustos 2011 by B.Selçuk ÖKSÜZ
Leave a reply »
WP Greet Box icon
Merhaba! Selcukoksuz.com adresine hoş geldiniz. Eğer yeni iseniz ve içeriğimizi takip etmek isterseniz RSS Abonesi Olabilirsiniz.
Mailinize onay mesajı gönderilecektir. Cevaplamayı unutmayınız.

İnsanlar her geçen gün gördükleri ile yaşlanıyor. Çevresinde olanlar ile büyüyor. Etrafında olup bitenler doğru ise iyi bir yolda, değil ise kötü bir yolda ilerliyor. Arasından kendi kendine kurtulanlar olduğu gibi kendi kendini batıranlar da var…

Sorun nereden başlıyor?

Bir teoriye göre dünyaya gelen her bebek aynı potansiyel ile doğmuştur. Sonrasında nasıl biri olacağı onu işleyen ustaya kalmıştır. İstisnalar kaideyi bozmayacaksa, çokta yanlış sayılmaz aslında bu teori. Bu teoriden yola çıkarsak, şimdi ki gençliğin hoyrat, düşüncesiz, edeb konusunda sıkıntılar yaşamasına çok da şaşmamalı. Yada şu anlamda şaşmalı, hani “Ya bizim çocukta çok yaramaz, laf söz dinlemiyor.” yorumunu yapan ebeveynler var ya, onlar aslında kendilerini ortaya o kadar güzel veriyorlar ki. Çünkü o çocuğun öyle olmasında ya senin katkın var, yada çocuğu bıraktın meydana hiç ilgilenmedin yine senin suçun var.

Buradan şu olguyu çıkartıyorum; 1955-1960 kuşağı zamanın vermiş olduğu baskılardan dolayı gençliğini tam olarak yaşayamamış. En nihayetinde kendi hayatında gördüğü zorlukları çocuğa da yansıtmak istemiş. Ama bazı noktalarda, kendi kendine iken “Ben sıkıntı çektim, evladım çekmesin.” düşüncesi ile çocuğun her yaptığına, yapacağına yanlış yapmaması için karar vermesi ve müdahale etmesi yeni neslin sorumluluk almaktan kaçar bir duruma itmiştir. Tabi 55-60 kuşağının günümüz teknolojine yetişememesi ve kontrolü bazı noktalar da kaybetmesi bu durumu iyice kuvvetlendirmiştir.

Sorumluluk Yoksa Neden Yaşıyorsun?

Çevreniz de ki aileleri ve çocuklarını gözlemleyin. Hepsinde denk gelemeyebilirsiniz ama bir kısmında şu var; ilkokul çocuğuna okuldan ödev veriliyor ve ailesi çocuktan daha çok paralıyor kendini. Aklı oyunda olan çocuk biliyor ki ailem bu işi benim yerime halledecek… Sorumluluk almayan ve yaptıklarından yada yapmadıklarından dolayı eleştirilmeyen gençlik hoyrat bir yola doğru ilerliyor. Yaş büyüdükçe “Bu çocuk neden böyle oldu?” cümleleri çocuk etrafında dönüp duruyor.

Endişem şu ki 55-60 kuşağı en azından bir edep, adap, görgü, görenek sahibi insanlardı. Onların kuşağından böylesine bir nesil ortaya çıktı, peki ya bugün her şeyin sanal olduğu, online oyunlarda dünyalarını geçiren, facebookta tüm hayatını paylaşıp, her anını twetletyen ve “Şunu yapıver” diyen aileye “Aman anne!” diyen bir nesilden nasıl bir gelecek olacak!? Gerçekten endişe uyandırıcı bir durum.

Bu işin çözümü nedir?

  • Hata elbet vardır. Ama bunu her zaman tek taraflı düşünmemek lazım. İğneyi kendine çuvaldızı başkasına batıracaksın ki karşındakinin ne hissettiğini bilesin.
  • Her anlamda gizli takipte olacaksın. Bir gencin dünyası evin dışı ve internetten oluşuyor. Bu iki ortamda da çocuğuna hissettirmeden takip altına alacaksın. “Peki ben çocuğuma güvenmeyecek miyim?” Ne enteresan soru değil mi? İnsan kendi çocuğuna güvenmez mi? Güveneceksin ama temeli sağlam attıktan sonra. Kendi kendine kaldığında yanlışa gitmemeyi öğrendiğinde bakacaksın ki doğru kararlar ile ilerliyor o zaman bırakacaksın. Ve yapıp yapmadıkları ile onu sorgulayacaksın ki sorumluluğunun farkına varsın.
  • Her çocuk okuyacak diye bir şart yok. Bu memlekete doktor, mühendis, hakim lazım olduğu kadar, inşaatçı, tamirci gibi ağır işlerde de çalışacak insan lazım. Bırak çocuğun bu işlere yatkınsa o işlere yönelteceksin. Sen inşaat sevgisi olan adamın eline neşter verirsen sonuç hüsran olur. Önemli nokta aile olarak çocuğun ne istiyor bunu iyi tayin edip ona kendi kararları ile yol gösterebilmektedir.
  • Okuyacaksın. Okumayınca olmuyor. İlmi, dini, felsefi yeri geliyorsa teknolojik kitaplar okuyacaksın. Eğer çocuğuna temeli atmadan önce onun bilgisi ne gün seninkini ufak bir adım geçse bunu sana koz olarak kullanacaktır. Bu sebeple ondan bir adım daha önde olmak için okuyacaksın, öğreneceksin ve öğreteceksin.
Yukarıda ki maddeler benim görebildiklerim. Tabiki de doğrusu, yanlışı olabilir, belki de eksiği. Ama faydasız maddeler olduğunu sanmıyorum. Bunları ne vasifla yorumluyorum diye bir soru aklınıza gelebilir, ufak bir özet geçeyim, liseden beri yatılı okullarda okumuş, kendi ailesini, yakın akrabalarını, yakın dostlarını gözlemleme imkanı bulmuş, 25 yıllık hayatında neredeyse onun üzerinde il, ilçe, köyde kalmış ve hepsinin yaşam şartlarını inceleyebilmiş ve her yerden bir çok dost edinmiş, ilişkiler yaşamış, bu ilişkilerinde iniş çıkışlar ile insan doğasında ki sevgi, saygı, nankörlük gibi bir çok deneyimi test etmiş birisi kendince bazı şeyleri gözlemleyebilir diye düşünüyorum.
Yazımın biraz karamsar olduğunun farkındayım. Ama gözlemlerimde yanılıyorsam biride çıkıp “Kardeşim yanlış düşünüyorsun.” desin ve konuyu izah etsin. Ve beni de sevindirsin. Ben iyilerden bahsetmedim bu yazımda. İlk başta da dedim, kendini sıyıranlar, doğruyu bulanlar elbette var. Güzel şeylerde var, ama onlar olması gerekenler. İyi şeyler oluyor diye olumsuzlukları bir kenara atabilir miyiz bilemiyorum?

Yazar Hakkında

Bilgisayarla yaşamayı bir tarz olarak benimsemiş, teknoloji ile tamamen içli dışlı bir; web tasarımcı, yazılımcı, donanımcı, blog yazarı ve bilgisayar mühendisidir.
B.Selçuk ÖKSÜZ
B.Selçuk ÖKSÜZ kullanıcısının tüm yazıları.
Advertisement

Bu Yazıyı Beğendiniz Mi?

0

Bir Cevap Yazın

Sizin Yorumunuz Nedir?

%d blogcu bunu beğendi:
Gizlilik Hakları